Erkannâme

0
A- A A+

Erkannâme

Anadolu Alevîliği; uzun tarihî-siyasî süreçler sonucunda oluşmuş, sözlü ve yazılı kültüre dayanan İslâmî-tasavvufî bir gelenektir.
Alevîliğin tanımı sorunu, ülkemizde Alevîlikle ilgili temel tartışma konularından biridir. Bu konuda yapılan amatör ya da akademik çalışmaların en azından belli bir tanım üzerinde ittifak ettiklerini söyleyebilmek güçtür. Kanaatimce bunun temelinde, yazılı kültürün yeterince bilinmemesi sonucu, sözlü kültüre sahip bir yapıyla karşı karşıya olmamız yatmaktadır. Ayrıca bugün sayısı binlerle ifade edilen doğrudan ya da dolaylı Alevîlik çalışmalarının sorunu açımlama yerine daha da girift hâle getirmesi, ikinci bir güçlük olarak karşımızda durmaktadır.

Ancak, son zamanlarda Alevîlikle ilgili yapılan çalışmaların, Alevîliğin Yazılı Kaynakları sorununa yoğunlaşması ve bu kaynakların gün yüzüne çıkarılması, Alevîliği tanımlama ve anlama adına önemli veriler sağlayacaktır. Pek tabii bu işin uzun yıllar alacağı izah gerektirmeyecek kadar açıktır. Çünkü öncelikle halledilmesi gereken, âdetâ bir arkeolog gibi çalışarak Alevîliğe ait kaynakları ortaya çıkarıp bu konuda bir literatür oluşturmaktır.

Burada okuyucuyla buluşan bu eser, yukarıda bahsedilen amaca hizmet için sarf edilen çabanın bir ürünüdür. Günümüz Türkçesine çevrimyazımı ve sadeleştirmesini sunduğumuz, muhtemelen Türkiye Türkçesinin ikinci evresi olan Klasik Osmanlıca (15. yüzyıldan 1840'a kadar) dönemine ait Erkânnâme, Alevîliğe ait yazma eserlerden biridir. Amacımız, kendi yorumlarımızı katmadan, bu yapıtı olduğu hâliyle günümüz insanının istifadesine sunmaktır.
Bu çalışma vesilesiyle kendileriyle fikir alışverişinde bulunduğum Doç. Dr. Osman Eğri, Araştırmacı Yazar Müfit Yüksel ve Dr. Mustafa Koç'a teşekkürü zevkli bir görev bilirim. Ayrıca bu yazmayı temin ettiğim Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi yetkililerine, özellikle de Kütüphane Müdürü Kasım Çelik'e teşekkür ederim.

Son tahlilde, bu çalışmanın uzun yıllardır süregelen sosyo-kültürel sorunlarımızın çözümünde ve anlaşılmasında kilometre taşlarından biri olması tek temennimdir.
 

Doğan Kaplan
Konya–2007
 

 

1. Aleviliğin Yazılı Kaynakları Meselesi
Alevîliğin, çeşitli tarihi, sosyal ve siyasi nedenlerden ötürü, büyük ölçüde sözlü kültüre dayanarak bugünlere geldiği bilinen bir husustur. Ancak bu durum Alevîliğin yazılı kaynakları olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim son yıllarda yapılan çalışmalar, Alevîliğin de yazılı kaynakları bulunduğunu ortaya koymuştur.
Genellikle Alevi Dedelerinin ellerinde veya elyazması kitapların bulunduğu bazı kütüphanelerde bulunan bu kaynaklar; Buyruk, Velâyetnâme, Noktatu'l-Beyân, Fazîletnâme, Cabbar Kulu, Fütüvvetnâme gibi isimlerle bilinen eserlerdir. Ayrıca "Yedi Ulu Ozan" olarak kabul edilen; Fuzûlî, Şah Hatâyî, Pir Sultan Abdal, Yemînî, Vîrâni, Nesîmî ve Kul Himmet'in nefes ve deyişleri de Alevîliğin kaynaklarından kabul edilir.

Alevîlerin sosyolojik anlamda uzun yıllar kenarda yaşamaları, kapalı toplum özelliği sergilemeleri ve belki de bu durumun bir gereği olarak geleneğin "sırrı nâ ehle söylememek ve sırrı fâş eylememek" gibi ilkeler üretmesi, Alevîliğin yazılı kaynaklarının bilinirliğini son derece sınırlı bir çerçevede tutmuştur.

2. Erkânnâme (Tasavvuf Risâlesi)
Burada çevrimyazımı ve sadeleştirmesi sunulan Erkânnâme adlı yazma eser de Alevîliğin yazılı kaynaklarından biridir. Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Yazma Eserler bölümü no: 24'de Tasavvuf Risâlesi adıyla yer almaktadır. Kütüphane sorumlularından edindiğimiz bilgiye göre bu yazma esasen Fuat Köprülü'nün kişisel kütüphanesinde olup, daha sonra Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi'ne kazandırılmıştır. Yazmanın tanıtma kartında, nüshanın 19. yüzyılda istinsah edildiği vurgulanmaktadır. Yazma 58 varak olup, aharlı beyaz kâğıda yazılmış, 13 satırlı, harekeli nesih bir yazıdan ibaret dört risaleden oluşmaktadır.
Mecmua halindeki bu yazmanın müellifi ya da istinsah edeni hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Ancak yazmanın içeriğinden hareketle bir şeyler söyleme imkânına sahibiz. Yazmanın içeriğiyle ilgili özet olarak şunları söyleyebiliriz:

2.1 Birinci Risâle
1b-12b arası olup, besmeleyle başlayan isimsiz bir risâledir. Hz.Muhammed (s.a.s)'in Hz. Ali'ye son nasihatiyle başlayıp, Şeyh Safiyüddîn Erdebîlî (ö. 1334) ile oğlu Şeyh Sadreddîn Mûsâ (ö. 1392) arasında geçen sorulu-cevaplı diyaloglarla devam etmektedir. Bu diyaloglarda, tâliplik/müridlik edebi, erkânı, sufilik, halka sohbeti, evliyânın on iki buyruğu, tâlibin şâhı ziyaret etmesi gibi tarîkat kurallarından bahsedilmektedir.

2.2 İkinci Risâle
13a-19a arası olup yine besmeleyle başlayan isimsiz bir risâledir. Bu risâle, tarîkat ehlini bilgilendirmek için mürşid, halîfe, pirler ve tâlipler önünde Şâha (muhtemelen bu, Şeyh Safiyuddin'dir) sorulan sorular ve cevaplarını içermektedir. İşlenen konular; musâhiplik, menâkıb okumanın faydası, tarîkat içinde edep kuralları demek olan üç sünnet ve yedi farzın açıklaması, sünnet ve farzlardan düşen tâlibe verilecek cezalardır. Ayrıca on iki imamlara ve sayılan Safevî şeceresine yapılan duayı muhtevi bir hutbe de bulunmaktadır.

2.3 Üçüncü Risâle
21b-44b arası olup, mecmuanın en hacimli risalesini oluşturmaktadır. Hz. Peygamber'in Hz. Ali'ye vasiyetiyle başlayan bu risâlede tarîkata girme usulü, tâlibin mürebbîye nasıl hizmet edeceği, tarîkatın on iki mânâsı, tarîkat içindeki yirmi sekiz soru ve cevabı ile Safevî şeceresi vardır.

Bu risâle içeriği itibariyle, hem Alevîlik-Safevîlik ilişkisini anlama bakımından, hem de bu yazmanın ait olduğu dönem hakkında önemli veriler içermektedir. Özellikle tarîkata girme usulü anlatılırken, talibin dua ettiği Safevî şeceresinin son halkasında Şah Ali Abbas ismini görmekteyiz. Şah Ali Abbas ya da II. Abbas 1667 yılında ölmüş olduğuna göre, bu yazmanın orijinalinin ait olduğu dönem XVII. yüzyıldır. Bu bize Alevîliğin yazılı kaynaklarının ne zaman meydana getirildiğine ilişkin konuşma imkânı vermektedir. Ayrıca duanın Safevî şeyh ve şahlarına yapılması Alevîlik-Safevîlik arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir.

2.4 Dördüncü Risâle
44b-58b arası olup, Şeyh Safî Menâkıbı ismini taşımaktadır. Şeyh Safî'nin yola tâlip olanlar için buyurduğu beyitler olduğunu söyleyerek başlayan risâlede, taç ile ilgili otuza yakın konu âyetler referans gösterilmek suretiyle işlenmektedir.

Taç konusundan sonra, İmam Cafer-i ile Sâdık Hz. Ali arasında Üveysîlik tarzıyla* ya da mecâzen tãlip-mürebbî ilişkisini konu alan konuşmaları yer almaktadır. Bu konuşmalardan sonra çoğu Hatâyî mahlaslı, hece ve aruz vezniyle yazılmış on adet koşma, gazel ve nefes yer almaktadır.

3. Değerlendirme
Bu yazmada genel olarak; şerîat, tarîkat, marifet, hakîkat; dört kapı, kırk makam, nefsin mertebeleri, tâliplik edepleri, tâlip-musâhib ilişkisi, mürebbî, rehber, mürşid, pir, yol-erkân, tac, tercüman, tâlibin yapması gereken işler ve üç sünnet-yedi farz konuları işlenmiştir.
Ayrıca İslam Tasavvufunda sık kullanılan; sehâvet, marifet, yakîn, sabır, tevekkül, tefekkür, ilim, hilm, rızâ, şükür, uzlet, ihsan, zikir, terk, havf, recâ, zevk gibi terminolojik kelime ve kavramlar kullanılmıştır.

Bu yazmada tekrarlar hariç, toplam on dört âyet-i kerîme kullanılmıştır.8 En çok kullanılan âyet, "biat âyeti" olan, 48. Fetih 10. âyettir: "Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların elleri üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir." Tarikata giren bir tâlip ya da dervişin biatını tamamlaması için bu âyeti okuması gerekmektedir.

Ayrıca tekrarlarıyla beraber, hadis olarak nitelenen on altı rivâyet kullanılmıştır. Bunlar, tüm tasavvuf ve ahlak kitaplarında görülebilecek ahlaki içerikli rivayetlerdir.
 

Arama Kelimeleri: Erkannâme,Alevi Eserleri,Alevi Ozanlar, Fuzûlî, Şah Hatâyî, Pir Sultan Abdal, Yemînî, Vîrâni, Nesîmî,Kul Himmet

YorumYaz

0 Yorum

Yorum Yaz

Yorumların tüm sorumluluğu yorum yazana aittir.