Dâstân-ı İbrâhîm Edhem, Dâstân-ı Fâtıma, Dâstân-ı Hâtun

0
A- A A+

Dâstân-ı İbrâhîm Edhem, Dâstân-ı Fâtıma, Dâstân-ı Hâtun

İslam Tasavvufunun en önemli merkezlerinden birisi olan Horasan, birçok büyük değer yetiştirmiştir. Ahmet Yesevî, Lokman-ı Perende, Hacı Bektâş-ı Veli ve İbrâhîm Edhem bu değerlerden sadece bir kaçıdır. Öğretileri çağları aşmış olan bu Horasan Erenleri'nin düşüncelerini benimseyen mürîdânı, Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli etkiye ve katkıya sahip olmuşlardır. Rol-model olarak benimsendikleri için günümüzde dahi etkileri sürmeye devam etmekte olan bu âbide şahsiyetlerin yeterince tanındıkları ve anlaşıldıkları kanaatinde değilim. Bu bilge insanların tanınmasının daha bir, daha diri ve daha iri yarınlar kurmamıza katkı sağlayacağı kuşkusuzdur. Başta yayına hazırladığımız elinizdeki el yazması eserin kahramanı İbrâhîm Edhem olmak üzere bu âbide şahsiyetlerin tamamı bir taraftan Alevî ve Bektâşî geleneğinin önemli pirlerinden iken, diğer taraftan da Sünnî tasavvufunun zirve isimlerindendirler.


Dünya nimetleri içerisinde yüzerken terk-i dünya etmiş, kendini Mevlâ'sına adamış bir ulu çınar olan İbrâhîm Edhem'i anlatmakta olan bu eserin, onu daha iyi tanımamıza ve anlamamıza katkı sağlayacağını ümit ediyorum. Eserin içerisinde Türk edebiyatında iz bırakan yapıtlardan "Dâstân-ı Fâtıma" ile "Dâstân-ı Hâtun" da yer almaktadır. Bu iki kıssa da halkımızın tasavvufi öğretiye verdiği değeri ifade etmesi açısından önem arzetmektedir.


Bu vesile ile yayına hazırladığımız bu eserin yayınını üstlenen Türkiye Diyanet Vakfı yetkililerine; projede büyük emeği bulunan dostum Osman Eğri Bey'e; metni yayına hazırlarken katkıda bulunan dostlarım Ali Öztürk, Ceyhun Ünlüer ve İdris Söylemez Beylere teşekkür ederken, bu çabanın Mevlâ tarafından hayırlı sonuçlara vesile olmasını niyaz ederim.
 

Mehmet Mahfuz SÖYLEMEZ
ÇORUM 2007
 

 

Horasan'ın Belh şehri veya Mekke'de dünyaya gelen, yayına hazırladığımız metnin kahramanı İbrâhîm b. Edhem, Arap kökenlidir. Yahya b. Main, Kahtanî Araplar'dan el-İcl kabilesine; Zehebî ise, Adnanîlerin önemli kabilelerinden Temîm'e mensup olduğunu söylemektedir. Yaşam öyküsü hakkında kaynaklarda çelişkili bilgiler mevcuttur. Bu bilgilere göre; zengin ve itibarlı bir ailenin çocuğu olan İbrâhîm, genç yaşta zühd hayatını benimseyinceye kadar Horasan'da yaşamıştır. Kimi rivâyetler onun Belh hükümdarı, hükümdarın oğlu veya torunu olduğunu belirtirler. Sahip olduğu bütün dünya nimetlerinden vazgeçip, zühd yolunu seçmesi sebebiyle destanlaştırılan hayatına dair bilgiler arasında önemli farklılıklar göze çarparken, tarihi kişiliğiyle menkıbelerde anlatılan şahsiyeti arasında da bazı farklılıklar gözlenmektedir. Nisbesi mensup olduğu iddia edilen kabilelerden dolayı et-Temimî, el-İclî; yaşadığı yerlere nisbetle de el-Horasanî, el-Belhî şeklinde zikredilmiştir.

Memleketi olan Horasan'dan ayrıldıktan sonra Suriye, Irak, Hicaz ve Anadolu'ya seyahatlar yapan İbrâhîm b. Edhem, Sûr, Kayseriye, Humus, Askalân, Trablus, Antakya, Tarsus, Kudüs, Beyrut, Basra, Kûfe, Mekke, Medine, Mansûre, İskenderiye, Şam ve Maraş gibi şehirleri dolaşıp bostan bekçiliği, ırgatlık ve değirmencilik gibi çeşitli işlerde çalışarak hayatını idame etmiştir. Hayatının en az yirmi dört yılını Şam'da geçirmiştir. Mekke'de uzun yıllar kalmış, kutsal Ka'be'nin komşuluğunda tamamen zâhidâne bir hayat sürmüştür.
İbrâhîm b. Edhem'in kara ve deniz seferlerine katıldığı, Bizanslılar'a karşı yapılan bir deniz seferi esnasında ismi belirtilmeyen bir adada vefat ettiği kaydedilmektedir. Ölüm yılı için farklı tarihler verilmekle birlikte, kaynakların çoğu 161/778 veya 162/779 yılında vefat ettiğini belirtirler. Defnedildiği yerle ilgili de farklı rivayetler bulunmaktadır.
İbrâhîm b. Edhem sadece zühd ve takvâ ile değil, aynı zamanda ilmi ile de şöhret kazanmıştır. İlmi bakımdan güvenilir olan bu tarihi şahsiyet, başta Ebû İshâk es-Sebiî, Mansûr b. Mu'temer, Ebû Hâzim, Ebû Ca'fer Muhammed b. Ali, Mâlik b. Dinâr, Muhammed b. Ziyâd el-Cumâhî, Süleyman A'meş, Muhammed b. Aclân ve Mukattil b. Hayyân gibi döneminin önemli alimlerinden hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden ise, arkadaşı olan Süfyân es-Sevrî, Şakik-i Belhî, Bakiyye b. el-Velîd, Damra b. Rebîa, Muhammed b. Himyer, Halef b. Temîm, Muhammed b. Yusuf el-Firyâbî, hizmetçisi İbrâhîm b. Beşşâr el-Horasanî, Sehl b. Hâşim, Utbe b. es-Sekn, el-Evzaî ve Ebû İshak el-Fezârî gibi bir çok ilim adamı hadis rivâyetinde bulunmuştur.
Daha hayatta iken şöhreti geniş çevrelere yayılmış olan İbrâhîm b. Edhem, kurduğu sohbet ve ilim halkalarında talebeleri ile dostlarına dersler verirken, kendisine sorulan sorulara yazdığı cevaplarla da geniş bir coğrafyada etkili olmuştur.

İslam tasavvufunun zirve isimlerinden birisi olarak kabul edilen İbrâhîm b. Edhem'in, gecelerini genellikle tefekkür ve ibadet ile geçirdiği, çok az uyuduğu, gündüzleri ise sürekli oruç tuttuğu rivâyet edilmektedir. Onun bu olağanüstü yaşamı, İslam edebiyatında da birçok manzum ve mensur edebî esere konu olmuştur. Nitekim "İbrâhîm b. Edhem Hikayeleri", "İbrâhîm b. Edhem Menkîbeleri" ve "İbrâhîm b. Edhem Destânı" gibi farklı isimlerle karşımıza çıkan eserler vücuda getirilmiştir. Bu kabil eserlere konu olan hayat hikayesi daha çok tasavvufî bir mahiyet arzeder.
Bizim yayına hazırladığımız metin de bunlardan biridir. Bu metinde anlatılanlara göre; İbrâhîm b. Edhem, tahtının üzerinde uyuya kaldığı bir gece, rüyasında tahtının üzerinde kaybolmuş bir şeyler arayan bir adam görür. Kim olduğunu sorunca, adam "Ben senin devecinim, devemi kaybettim, onu arıyorum" cevabını verir. İbrâhîm b. Edhem, taht üzerinde deve aramanın şaşkınlık olduğunu söyleyince; sesin sahibi ona, Allah'ı altın taht üzerinde aramanın, taht üzerinde deve aramaktan daha büyük bir şaşkınlık olduğunu söyler. Bu hadiseden birkaç gün sonra devlet ricalinin bulunduğu bir törende bir adam İbrâhîm b. Edhem'in yanına gelir. İbrâhîm b. Edhem ona ne istediğini sorunca adam kervancı olduğunu, kervanı ile birlikte sarayda konaklamak istediğini söyler. İbrâhîm b. Edhem, buranın kendisine ait bir saray olduğunu ve kervanın burada konaklayamayacağını söyler. Adam, sarayın daha önce kimlere ait olduğunu ve onların şimdi nerede bulunduklarını sorar. İbrâhîm b. Edhem de sarayın atalarına ait olduğunu ve onların öldüklerini ifade eder. Adam, "Peki bu kadar insan gelip geçtiğine göre bu kervancıların sarayı değil midir?" diye sorar ve oradan uzaklaşır. Gelen şahıs sıradan bir adam olmayıp Hz. Hızır'dır. Geliş amacı da İbrâhîm b. Edhem'i irşad etmektir. Bu hadiseden çok etkilenen padişah, gamını dağıtmak için ava gitmeye karar verir. Hizmetçilerine atını hazırlatır ve ormana gider.

İbrâhîm b. Edhem avlanmaya çalışırken "Uyan!" diye bir ses duyar. Üç defa tekrarlanan bu sese aldırış etmeyince aynı ses, "Başkaları seni uyandırmadan önce kendin uyan" diye yeniden seslenir. Tam bu esnada İbrâhîm b. Edhem'in karşısına çıkan bir ceylan dile gelerek, "Sen bir bîçareye ok atıp avlamak için mi yaratıldın? Bundan başka işin yok mu?" der. Bunları işiten İbrâhîm b. Edhem, kendini kaybeder ve atından düşer. Atı onu bırakarak sarayın yolunu tutar. Atın yalnız geldiğini gören akrabaları ağlamaya başlarlar. Kendine gelen İbrâhîm b. Edhem aniden rûhî bir değişime uğrar. Allah'a tövbe eder ve üzerindeki kıymetli eşyaları, elbiselerini orada karşılaştığı çobanlarından birine verir, onun elbiselerini giyip Belh'ten ayrılır.

Metin, daha sonra İbrâhîm b. Edhem'in oğlunu ele alır. Babası ayrıldığında küçük olan bu çocuk, büyümüş hükümdar olmuştur. Hacılar bir gün babasının Mekke'de zâhidâne bir şekilde yaşadığını haber verirler. Babasını görmek için Mekke'ye gider. Mekke'de dağdan odun taşıyıp, bunları satarak hayatını idame ettiren İbrâhîm b. Edhem, oğlunu görür görmez tanır. Uzaklaşmış olduğu dünya sevgisinin kalbinde yeniden yer etmemesi için yüce Allah'a yalvarır. Yüce Allah, duasını kabul ederek, o anda oğlunun canını alır. Böylece İbrâhîm b. Edhem dünyadan tamamen uzaklaşmış bir şekilde hayatını Mekke'de sürdürür.

Bu hikaye ve İbrâhîm b. Edhem'le ilgili elde bulunan diğer metinlerden anlaşıldığı gibi, onun çeşitli kerâmetler gösterdiğine inanılması, hayatını ve kişiliğini efsaneleştirmiştir. İbrâhîm b. Edhem'in özellikle Allah sevgisinin dünyalık ve evlat sevgisinden üstün olduğunu göstermesi, Hızır'la arkadaşlık yaptığına inanılması, yaşadığı dönemde birçok ilim adamıyla yakın dostluk kurması, kendi el emeği ve alın teriyle geçimini sağlaması, menkîbesinin halk arasında yaygınlık kazanmasına sebep olmuştur.

Bu el yazması mecmuanın ikinci hikayesi "Dâstân-ı Fâtıma" başlığını taşımaktadır. Bu hikaye, Hz. Peygamber vefat edince, babasının ayrılığına dayanamayan Hz. Fâtıma'nın çektiği acıları anlatarak başlar, Hz. Ali, onu teselli etmesiyle devam eder. Daha sonra Hz. Fâtıma Hz. Ali'den gidip içinde ağlayacağı, Mevlâ'sına yakarıp af dileyeceği bir kulübe inşa etmesini ister. Hz. Ali de bunu kabul eder. Hz. Peygamber'in vefatından altı ay sonra babasının ayrılığına dayanamayıp kabrine gider ve ağlar. Tam bu esnada kabir açılır. Hz. Peygamber onu kucaklar ve kendisine gelmesinin yakın olduğunu söyler. Hz. Fâtıma buna çok sevinir ve evine döner. Çocukları ile vedalaşır. Onları sever, kucaklar, onlardan ayrılacağına hüzünlenir. Sonra da onları Ali'ye emanet ederek, vefat eder. Menkıbevî bir anlatım olan bu hikaye halkımızın Hz. Fâtıma'ya duyduğu sevgiyi göstermektedir.

Yayına hazırladığımız metindeki son hikaye ise, yine Türk edebiyatında bilinen bir hikaye olan "Dâstân-ı Hâtun"dur. Bu kıssa da halkımızın tasavvufî hikayelere gösterdiği ilgiyi anlatması açısından önem arzetmektedir.

Elimizdeki yazmanın birçok kütüphanede farklı nüshalarının olduğu bilinmektedir. Hatta bu nüshaların bazısı üzerinde bilimsel çalışmalar da yapılmıştır. Elimizdeki nüsha Gümüşhacıköy Beden Köyü'nde ikamet etmiş olan merhum Durmuş Topal Baba'ya aittir. Şimdiye kadar araştırmacılar tarafından hiç kullanılmayan bu nüsha, bilinen nüshalarla olan benzerliğine rağmen, farklılıkları da içermektedir. Ancak amacımız edisyon kritik olmadığı için bu nüshalar arasındaki farklılıkları ortaya koyma yoluna gitmedik. Biz bu nüshayı yayına hazırlayarak, Alevî-Bektâşî geleneğinde bilinen ve anlatılan bu menkîbeleri halkımızın istifadesine sunmayı ve söz konusu metin ile ilgili bilimsel yayında bulunacaklara ilave malzeme temin etmeyi hedefledik. Manzum olan metni, şiirsel dilinin sadeliğinden ve akıcılığınından dolayı sadece çevirmekle yetinerek, sadeleştirmedik.
 

Arama Kelimeleri: Dâstân-ı İbrâhîm Edhem, İbrahim Edhem Eserleri, Dâstân-ı Fâtıma, Dâstân-ı Hâtun

YorumYaz

0 Yorum

Yorum Yaz

Yorumların tüm sorumluluğu yorum yazana aittir.